PAPATYA KOKULU BABAANNEM

Babaannem Zehra Bulut Topaloğlu 1 Temmuz 1934 yılında Zonguldak’ta  Hacı Mehmet Kaptan ( Yanda soldan ikinci) ve Fatma’nın beş çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Büyük dedem İzmir, İstanbul ve Zonguldak’ta görev yapmış başarılı bir gemi kaptanıydı. Babaannem 1953 yılında Ali Topaloğlu yani dedem ile evlendi ve bu evlilikten Güngör (babam), Hasan (rahmetli amcam), Hikmet ve Arzu adında dört çocuk dünyaya getirdiler.

Dedem hayatını terzilikten kazanıyordu, öte yandan babaannem de terzilik konusunda oldukça yetenekliymiş. On iki yaşında dikiş dikmeye başlamış. Üstelik birinin üzerinde bir defa gördüğü kıyafetin aynısını iki günde dikebilecek kadar.

Çocukluğumda babaannemin evinde resim yaparken ondan bir ağaç çizmesini istemiştim elimdeki kağıda. Resimde bir ev ve  bahçede oynayan çocuklar vardı, ağaçlar hariç herşey. Babaannem kağıdı eline alıp birşeyler karalamaya başladı. Bittiğinde kağıda baktım ve yaprakları, gövdesi oldukça ayrıntılı çizilmiş dallarına kuşların konduğu, ışığın ve gölgenin oynaştığı kocaman ağaçlar gördüm. O günden önce babaannemin bu kadar güzel çizebildiğini aklımın ucundan bile geçirmezdim. Babaannem farklı şartlarda başka bir şehirde dünyaya gelmiş olsa ünlü bir modacı ya da bir ressam olabilirdi diye düşünüyorum.

Dedem her zaman babaanneme çok düşkünmüş, İstanbul’a ne zaman kumaş almaya gitse mutlaka babaannem de onunla birlikte olsun yanıbaşında olsun istermiş. Babaannem de aynı şekilde dedeme sevgiyle bağlıydı. Son zamanlarında bile yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren dedemi sayıklıyor ve merak ediyordu. Yıllarca birçok zorluğu beraber göğüs gerip, yoklukta varlıkta, sağlıkta ve hastalıkta herşeye rağmen çocuklarını büyütmüşler. Belki hiçbir zaman dile getirilmemiş olsa da, onlarınki acısıyla tatlısıyla, kavgasıyla altmış yıllık bir bağlılık ve derin bir aşktı.

Babaannemi 28 Eylül 2014’te kaybettik. Her zaman güçlü olan ve bir çok rahatsızlığın, kayıpların üstesinden gelen babaannem tüm umudumuza ve çabamıza rağmen hayata gözlerini yumdu. Bize de birbirinden güzel anılar ve bitmeyecek olan bir özlem bıraktı. Onu tek bir kelime ile özetlemek istesem “güçlü kadın” derdim. Babaannem üniversite bitirmedi, dünyayı dolaşmadı ya da günümüzde insanların güçlü kadın tanımına uyabilecek herhangi birşey yapmadı. Ama bana göre o dünyanın en metanetli, en sabırlı ve herşeye rağmen en sıkıntılı günlerinde bile hayata pozitif bakabilen, gülümsemesiyle etrafına ışık saçan çok güçlü bir kadındı. Fedakar ve karakterli bir eş, iyi ve sevgi dolu bir anne, torunlarıyla arkadaş, dert ortağı bir babaanneydi. Farklı zamanlarda ve geçmişin zor şartlarında yaşamış büyüklerimizin hepsi çok güçlü insanlardı eminim. Siz de belki yazdıklarımı okurken kendi yakınlarınızı ve hayatınızda bıraktıkları etkileri düşünüyorsunuz ve onları sevgiyle, benim kadar özlemle anıyorsunuzdur.

Sevdiklerimizi kaybedince içimizde hep kırıklıklar, soru işaretleri ve keşkeler kalıyor. Acaba ona sevgimi daha çok gösterebilir miydim, daha çok yanında olabilir miydim, ilgilenebilir miydim. Bunların cevabını alamayacağız ama inanıyorum ki bizi o kadar sevdiler ki onları asla hayal kırıklığına uğratmış olamayız. Babaannemi uzun uzun tanımak ve dinlemek için çok vaktim olmadı hiçbir zaman, çünkü ayrı şehirlerde kendi hayatlarımızda yoğruluyorduk. Hastalığı döneminde sesini duymak için telefon etmiştim ve telefonu kapatırken ona “Babaanneciğim sen güçlü bir kadınsın bunu da atlatacaksın, seni çok seviyorum, bizim sana hala ihtiyacımız var dedim. O da bana ” Ben de seni çok seviyorum güzel kızım benim, inşallah iyi olacağım” dedi. Bu benim babaannemle son konuşmam oldu. Sonrasında bilincini yitirdi ve bizi tatlı sesinden, içimizi ısıtan gülüşünden mahrum bıraktı. Onu hep yüzüme sevgiyle dokunuşu, sevgi dolu bakışları ve bizi papatya kızlarım diye sevişiyle hatırlıyorum.

Bazen gerçekleri sorgulamadan kabullenmek gerekiyor, hayata herşeye rağmen devam etmek gerekiyor, geleceğin daha iyi bir yer olduğuna dair güven duymak gerekiyor. Hayat bir şekilde bizden aldıklarını aklımıza hiç gelmeyecek şekillerde geri veriyor, yeter ki umudumuzu hiç yitirmeyelim.

Eminim ki o artık ağrıların, pişmanlıkların, zorlukların olmadığı bir yerde ışıklar içinde uyuyor. Rüyasında bizi görüyor, bizimle konuşuyor, bahçesine bir şeyler ekiyor, güneşli bir günde minik ayaklarıyla yürüyüş yapıyor. Babaannemi hastalıklarının verdiği ızdırapla acılar içinde kıvranırken görmektense ebediyete kadar huzur bulduğunu düşünmek beni rahatlatıyor. Biz seni hiçbir zaman uğurlamayacağız ve sen bizimle sonsuza kadar var olacaksın, huzur içinde uyu papatya kokulu babaanneciğim..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir