Bali-Ubud-Legian

Onca koşuşturmanın, telaşın, yorgunluğun ardından Amsterdam’mı, Montenegro’mu, Paris’mi (klişeye gel) derken kendimizi uzun ince Bali yollarında bulduk. Şimdi düşünüyorum da, en doğru kararı vermişiz. Tatilimiz turistik bir balayı gezisi gibi mi geçti? Tabiki hayır. Toplamda herhalde en fazla bir saat boş oturmuşuzdur.

Öncelikle her ne kadar Bali’ye uçak biletleri oldukça maliyetli olsa da, konaklama ve yaşam giderlerini hesaba katınca ülkemize göre bir o kadar uygun. 1 türk lirası yaklaşık 4,5 endonezya rupisi ediyor; artık gerisini siz hesap edin.

İlk üç gün Legian’da kaldık. Kaldığımız otelin konforu, yemekleri, ilgi ve alakanın hoşluğu ve karşılamadaki taze dragon meyveli içeceğin dışında çok cezbetmedi beni Legian. Oldukça turistik bir bölge o yüzden de çok kalabalık. Sokaklarında birine çarpmadan ya da masaj teklifi sunan yerliler tarafından esir alınmadan yürüyebilmek çok zor. Sahili daha tenha; bütün gün hindistan cevizi suyu yudumlayarak takılabilirsiniz. Legian’dan sonra  Ubud bölgesine geçtik. Ubud’a bu kadar aşık olacağımı bilseydim, tatilin tamamını orada geçirirdim kesinlikle. Hatta hiç geri dönmek bile istemedik. “Ye, Sev, Dua Et” filminde Julia Roberts’ın iç huzur ve dengeyi yakalamak için İtalya ve Hindistan’dan sonra kaçtığı; pirinç tarlaları, sıcak insanlar, bolluk ve bereketten cömertçe nasibini almış bir şehir Ubud.

Bhuwana Ubud Pirinç Tarlaları

Peki neden Ubud? Nasıl oluştu aramızdaki bu aşk-ı derun?

1. Pirinç tarlaları: 

Ftoğraflara bakmak bile o tatlı esintiyi, çiçek kokularını, ağaçların hışırtısını, binbir çeşit börtü böceğin, rüzgar çanının sesini tekrar hissedip mutlu olmama yetiyor. Balililer neredeyse asırlardır pirinç çiftçiliği yapıyorlar. Kadın ve erkekler ailelerinin diğer üyeleriyle birlikte tüm gün toprağı ekip hasadı yapıyorlar.  Neden bilmiyorum ama Jatiluwih pirinç tarlasında bulunduğum bütün süre boyunca kendimi Miyazaki filmlerinden bir sahnede gibi hissettim. Belki de göğün ve yerin; tüm renklerin canlılığının animasyon filmlerinden fırlamış gibi görünmesinin de etkisi vardı.

Böyle söyleyince Sinan, hiç mi hoşnut olmadığın bir şey yoktu, hep güzel yönlerini yazmışsın diye serzenişte bulunuyor. Tabi ki vardı; en nihayetinde Bali bir Avrupa ülkesi gibi steril, dertsiz tasasız bir ülke değil elbette, halkın büyük bir kısmı geçimini kazanmakta zorlanıyor, bunu her sokakta yürüdüğünüzde, turistik bölgelerin dışına çıktığınızda hissediyorsunuz. Bizim de Bodrum, Çeşme, Alanya gibi turistik beldelerimizde yaşanan kültürel yozlaşma ve “yabancılaşma” malesef Bali’de de hakim. Keşke her şehir kendine has doğası, mimarisi, insanıyla özünü koruyabilse; sırf turistleri hoşnut edebilmek için üstüne bir kaç beden büyük gelen kılıklara bürünmese. İşte Ubud’un benim için özel olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu. Kendi gibi davranması:)

Jatiluwih-bali

Jatiluwih, Bali

Jatiluwih-bali-2

Jatiluwih pirinç tarlaları

2. Doğal Güzellikler:

Sadece pirinç tarlaları değil yemyeşil doğası, serin iklimi, uçsuz bucaksız ormanları ve güler yüzlü yerlileriyle her türlü güzelliği bünyesinde barındırıyor Ubud.

jatiluwih-bali

Jatiluwih, pirinç tarlasında işçiler

3. Bali Kültürü:

Bali hinduizmi tüm gelenekleriyle ilginç ve renkli sahneler sunuyor. Adaklar, seremoniler, şifacılar, kumaş yapımı, güzellik ritüelleri, dansları, müzikleri, mimarisi, heykelleri- bunlardan sadece bir kaçı. Ubud’daki her sokağa, her eve işlemiş, yaşamın bir parçası olmuş hepsi. Derin bir nefes alıp içinize çekmeniz yeterli.

4.İnsanlar: 

Sadece Ubud’da değil, Bali halkı genel anlamda çok sıcak ve misafirperver.  Otel çalışanlarından bize şehri kilometrelerce gezdiren şoföre kadar herkes evimizde hissetmemiz için elinden geleni yaptılar. Arabayla gezerken, durup hayranlıkla bahçelerini izlediğimiz yerli ailelerden biri bizi içeriye davet edip tapınaklarını gezdirdiler ve sabırla meraklı sorularımızı cevapladılar. Seyahat etmenin en güzel tarafı da insanların yaşamlarına dokunmak, hayata karışmak değil mi zaten? Biz şehirliler zamanla daha paranoyaklaşıyor daha büyük mesafeler koyuyoruz yabancılarla aramıza; güvensizliklerimiz (bazen haklı olarak), korkularımız yüzünden iletişim kurmayı, paylaşmayı unutuyoruz. O yüzden hala sıcak ilişkilerin kurulabildiği Ubud gibi küçük şehirler (ülkemizde de hala var neyse ki) böylesine derinden sarsıyor bizi belki de.

Ubud Bali Kumaş Stan Kadın

bali-kid

Bizi misafir eden ailenin en küçük bireyi:)

5. Çevre kasabalarda kaybolmak:

Eğer motorsiklet kullanmayı biliyorsanız mutlaka bir tane kiralayıp herhangi bir yöne sürün:) Karşınıza mutlaka büyüleyici bir tapınak, bir göl manzarası ya da en azından basamak basamak pirinç tarlaları çıkacaktır. Biz en çok Tanah Lot, Buyan Gölü, Batur Dağı, Uluwatu, Jatiluwih pirinç tarlaları ve Jimbaran koyunu beğendik. Jatiluwih’de Warung Dhea diye küçük salaş bir restoran var, açık büfe hizmet veriyor ve herşey oldukça taze, lezzetli ve ucuz. Jimbaran’da ise mutlaka ayaklarınız kumun için bir kadeh şarapla gün batımını izleyin, yok o bana fazla romantik diyorsanız da balık+pilav+içecek menüsüyle deniz manzarasının ve bembeyaz kumların tadını çıkarın.

tanah-lot-temple

Tanah-Lot

uluwatu-bali

Uluwatu tapınağı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir