Lviv

Çocuk Ruhlu Yorgun Şehir

Ah Lviv ah; çocuk ruhlu olgun şehir. Seni çok hafife almışım. Oysa her köşenden çıkan bambaşka ses, koku ve tatla nasıl da büyüledin beni. Lviv Ukrayna’nın en batısında, Polonya sınırında bir kültür şehri. Lviv’liler buraya Lvov diyorlar. Ben de tesadüfen keşfettim. Vizesiz seyahat edilebiliyor bu şirin kente, özellikle Rusya vizesinin tekrar uygulanmaya başlanması kararının açıklanmasından sonra rağbet artar diye düşünüyorum; üstelik hem uçuşlar uygun hem de Avrupa’nın diğer kentlerine göre yeme-içme, konaklama oldukça ekonomik.

Kiliseleri, müzeleri, parkları, Opera binası pek güzel. Şehir merkezi bile Unesco listesinde. İkinci Dünya Savaşı öncesi Polonyalı ve Ukraynalıların bir arada yaşadığı bir Polonya şehri iken, Polonya’nın batıya kaydırılması sonrası Ukrayna sınırlarına katılmış. İkinci dünya savaşının acılarını fazlasıyla da çekmiş bir şehir. Binalarında, sokaklarında, otuz yıllık komunist dönem arabaları ve eskimiş tramvaylarında bu yıpranmışlığı ve hüznü görebilirsiniz. Ama yine de güzelliğinden hiçbirşey eksilmemiş Lviv’in. Özellikle Mayıs yağmurlarıyla bir başka güzel. Tabi öyle yağmurun altında yürümekten ıslanmaktan falan hoşlanmayan biriyseniz kalkışmayın bile.

Özellikle Old Town’a bayıldım, zaten buranın dışında pek fazla görülecek birşey yok. Market Square özellikle çok hareketli, hediyelik eşya dükkanları, şeker, çikolata satan tezgahlar, dönem kostümleri giymiş satıcılar ve neşeli turistlerle dolu.

Avrupa’da birçok şehri gezdikten sonra artık bütün vaktimi müze ve heykel görmeye değil, bulunduğum şehrin bir parçası gibi yaşamaya, dokusunu hissetmeye, insanını, kültürünü tanımaya ayırmak gibi bir misyon edindim kendime. Yine de Pinzel Müzesi, Arsenal, House of Scientists ve Lychakiv Mezarlığı görmeye değer yerlerden. Bir de mutlaka Lviv kalesine çıkın o muhteşem manzarayı, atmosferi soluyun. Ben solumakla kalmayıp, takla atarak toprağıyla da bütünleştim bir ara ama oralara hiç girmeyelim

Bütün bu müzeler, tarihi doku ve şirin mi şirin dükkanlar Lviv’i diğer Avrupa ülkelerinden farklı kılan asıl şeyler değil. Lviv beş duyuya birden hitap edebiliyor ve bunlardan en kuvvetlisi kesinlikle tad alma duyusu. Yemekler bir harika ve oldukça da uygun. Özellikle et yemeklerine düşkünseniz adeta bir cennet. Gayet şık bir restoranda koca bir parça bir biftek, güveçte patates, salata, tatlı ve ev yapımı biraya kişi başı yirmibeş TL’den fazla harcamıyorsunuz. Kumpel, Seven Piggies ve Sidlo’yu kesinlikle öneririm. Bir de Lviv Coffee Manufacture’un kahve çuvallarıyla dekore edilmiş ilginç atmosferinde mutlaka vanilyalı kahve içmeden dönmeyin.

lviv-ukrayna

lviv-ukrayna-2

 

 

 

 

 

 

 

 

Son olarak Karpaty dağlarına değinmeden edemeyeceğim. Alplerle Karadeniz yaylalarının güzel bir suluboya kompozisyonu adeta. Havası gün içinde sıcak, soğuk, çok sıcak ve yağmurlu arasında gidip geliyor. Yeşilin her tonuna doyuyorsunuz. Her taraf birbirinden şirin köy evleriyle dolu. Fakat şunu da belirteyim, Karpaty’e ulaşım çok sık değil o yüzden hem gününüzü aktivetelerle doldurmak adına hem de tepelere daha kolay ulaşabilmeniz için turla gitmenizi tavsiye ederim. Yoksa gün geçmek bilmiyor. Ama tabi benim gibi kendinize tepede yumuşak bir yer bulup gökyüzünün altında kuş sesleri ve hafif bir esintiyle uyumayı seviyorsanız ne ala.

carpathia

lviv-carpathia

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir