Perugia

İtalya daha çok Roma, Floransa, Venedik gibi şehirlerle biliniyor şüphesiz. Daha önce bu üç şehri de uzun uzadıya gezdiğimden farklı arayışlar içindeydim ve bu amansız araştırmalar beni Perugia’ya götürdü.

Perugia İtalya’nın kalbindeki Umbria bölgesinin en büyük şehri, hatta öyle ki bölgenin üçte ikisini kaplıyor. Mart ayının mızmız havasından mıdır bilinmez, tren istasyonuna ayak bastığımdan itibaren şehrin fazlasıyla sessiz ve heyecansız atmosferi içime işledi. Tren istasyonundan otobüse binip kalacağımız yere doğru yola koyulduk. Bu arada bahsetmeden edemeyeceğim, duraktaki bilet gişesinde çok tatlı bir amca ile tanıştık. Adamcağız saat geç olduğu için gideceğimiz otele telefon edip haber bile verdi, bir an için Türk olduğundan şüphelendim:) Nerede kalmıştım, evet otobüse binip Perugia sokaklarında yol almaya başladık, etrafımızı yiyeceklerle dolu bir masaya bakan kedi edasıyla meraklı meraklı izliyorduk. Büyük olasılıkla gece olduğundan, etraf gözüme çok bakımsız ve ruhsuz göründü. İtalya’nın kuzeyindeki popüler şehirler ne kadar kalabalık, dışa dönük ve turistikse; Perugia da bir o kadar içe dönük, tarihin izleriyle sarmalanmış saklı bir mabet gibi. Sonrasında bunun nedeninin henüz “old town” yani şehrin eski, tarihi kısmına varmamış olmamızdan kaynaklandığını anlıyorum çünkü her İtalyan şehrinde olduğu gibi surların dışı pek göz alıcı ve ilginç değil.

Bu şehirle ilgili en çok akılda kalan detay bir tepenin üzerine kurulu olduğu için her tarafta oldukça dik merdivenler olması, öyle ki insanların hayatını kolaylaştırmak için sokaklarda yer yer modern yürüyen merdivenler bile var. Bir de hemen hemen her sokakta yerel bir sanatçının çiziminin asılı olması.

Şunu baştan söyleyeyim, Perugia öyle ilk görüşte aşık olunacak bir şehir değil, gezdikçe tanıdıkça ruhuna dokundukça içinize işleyecek bir şehir. Peki ne yapılır ne edilir bu güzel şehirde?

perugia-sokakları

perugia eski sokaklar

1.Çikolatalar aşkına!

Benim gibi çikolata bağımlıları buraya! Perugia tam bir çikolata cenneti. Çikolatanın en güzel adreslerinden biri de “Augusta Perugia Cioccolato e Gelateria”; küçük hatta salaş denilebilecek ama enfes dondurmalar ve ev yapımı çikolatalar satan şirin mi şirin bir dükkan. İşi daha da ileriye götüreyim derseniz Via San Sisto’da bir çikolata fabrikası var ve gezmek için golden bilete bile ihtiyacınız yok. Giriş ücreti 5 Euro.

2. Peki Ya Yemek?

Umbria bölgesi göze olduğu kadar mideye de fazlasıyla hitap ettiğinden size bir çok yer önerebilirim. Fakat benim en favorilerim Osteria a Priori (Via dei Priori caddesi üzerinde) ve La Rosetta oldu. Osterio a Priori yerel mutfak konusunda uzmanlaşmış küçük bir restoran; fiyatlar da İtalya standartlarında oldukça makul. Benim tavsiyem; Taglietelle al Ragu ve yanında yerel şaraplardan birini mutlaka deneyin.

Eğer buraya kadar gelmişken biraz daha şık ve Perugia atmosferinin tadını çıkarabileceğim keyifli bir akşama da varım diyorsanız ve benim gibi mekanlara anlam yükleyen biriyseniz; La Rosetta’nın avlusunda ne yerseniz yiyin pişman olmazsanız. Üstelik bir adım sonra bahsedeceğim Umbria Jazz’a da yürüme mesafesinde.

3.Veee Caz

Her yıl Temmuz ayında 10 gün süren bir caz festivaline ev sahipliği yapıyor Perugia. İtalya’da oldukça popüler hatta dünyanın dört bir yanından meraklılarını buraya topluyor. Kapalı mekanların yanısıra meydan ve açık alanlarda, asırlık binaların arasında da cazın keyfine varabiliyorsunuz.

4.Esrarengiz Fısıltılar:

Corso Vanucci’nin sonunda, Piazza Italia’nın hemen karşısında “Fısıldayan Kemerler”i sakın es geçmeyin; hatta geçiyorken oturun iki lafın belini kırın derim. Evet yanlış duymadınız, sütünnların ters köşelerine geçin ve fısıldayın, birbirinizi çok net duyacaksınız!

5.Living Cafe’den Bir Bakış:

Çatılı manzara severler, fotoğraf meraklıları buraya! Living cafe via del Rupe 1’de. Perugia’da görüp görebileceğiniz en güzel kuşbakışı manzaraya sahip, bütün gün koştur koştur o mekan bu müze gezdikten sonra birşeyler içip güneşi uğurlamak için birebir.

6.Rocca Paolina Kalesi:

Living cafe’de biraz nefeslendikten sonra tırmanışa geçiyoruz. Rocca Paolina 16. yüzyıldan kalma bir kale, Pope Paul III Perugia’lılar üzerindeki politik baskısını vurgulamak için yaptırmış burayı ve yapımı sırasında şehrin tarihi bölümünün önemli bir kısmı yok edilmiş. Özellikle Christmas’ta kurulan büyük marketlerle pek renkli oluyormuş burası. Duvarlarına dokunup hikayesini dinlemek, yüzyıllar önce Perugia’daki yaşamı hayal etmek için mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

İtalya’nın başka bir şehrinde görüşmek üzere, gezgin kalın..