kamboçya demiryolu
GEZİFİLİ'NDEN NOTLAR

Asya ve Güney Amerika’da 8 Ay Solo Seyahat

Tabi ki size sekiz ayda 8 ülke ve 2 kıta serüvenimden seve seve bahsedeceğim ama öncelikle bu yolculuğa çıkışımın ve rotalarda kaybolurken kendimi buluşumun hikayesini anlatmak istiyorum.

Tam bir yıl önce kurumsal hayata ara verip hayallerimin peşinden koşmayı, durmayı-ki durmaktan kastım hiç birşey yapmamak değil, tam tersine çok daha fazla şey yapmak, durmanın da hareket olduğunu hatırlamak, rahat alanımdan çıkıp bilinmezi deneyimlemek- için tek başıma yola çıktım. İlk solo seyahatimi 4 yaşında 100 cc ‘lik sırt çantasıyla, anneannemin evinden gizlice (beni takip eden annemden habersiz) beş yüz metre ötedeki komşu istikametinde yapmışım ama maceram kucağa alınıp götürülerek son bulmuş. Gezi sonrasında tekrar kurumsal çalışma hayatına geri dönmeyi planlıyordum. Kararlar hep zordur, değişim korkutucudur, kendiniz olmak cesaret ister çünkü kırılganlık gerektirir. Garantisi olmayan her şey sonunda sizi üzebilir, aleyhinize sonuçlanabilir ama kırılgan olmak hayatta olduğumuz anlamına geliyor ve hayatımızın belki en güzel anıları herşeyi kontrol etmeye çalışmadığınız zamanlarda yaşanıyor.

Üniversite, stajlar, yüksek lisans, iş hayatı derken hiç ara vermeden, nasıl geçtiğini anlamadan  yollar, yıllar ve roller katettim, çoğunuz gibi. Bazen söz dinleyen bir evlat, bazen hayatını kazanan bir ekip elemanı ya da yönetici, örnek olmaya çalışan bir abla, seven bir kalp, toplumsal kurallara uyan birey, ödevlerini yerine getiren vatandaş ve daha onlarca rol. Seçtiklerim kendi tercihimdi, seçmediklerime devam etmek yine kendi tercihimdi; her seçimin bir bedeli vardı; iyi ve kötü, ışık ve gölge; yin ve yang gibi.  Genellikle zaman yoktu, zaman olunca para, para olduğunda zaman..Param ve zamanım olduğunda enerjimin olmayacağı günü beklememek adına bu döngüyü kırmam, nefes almam, nereye neden gittiğimi düşünmem gerekiyordu.

Diğer taraftan da birilerine karşılıksız faydalı olmak, gönüllü projeler yapmak istiyordum. Daha önce de Macaristan ve İtalya’da kendim seyahat etmiştim fakat ilki sadece 5 gündü, ikincisinde de arkadaşlarımla seyahat edip arada kendi başıma farklı şehirlere gitmiştim. Bu geziye çıkarken de kafamda kesin bir süre yoktu fakat anladım ki uzun süre iş hayatını tecrübe eden birine bir hafta ara bile uzun bir süre gibi gelse de aslında birden fazla ülkeyi gerçek anlamda deneyimlemek için çok kısa bir süreymiş. Gezerken tanıştığım sırt çantalılar genelde tek bir ülkede minimum 1 ay geçiriyorlardı, hatta kimisi kalış süresini uzatıyordu.

Bir de aklınızda bulunsun böyle bir gezide kesinlikle dönüş bileti almayın çünkü bu size esneklik sağlar. Ben vizesiz ziyaret edilen ülkelere dönüş bileti olmadan girmenin sorun yaratacağını okuduğum için sembolik de olsa bir dönüş bileti almıştım fakat bunun da çözümü var, bir rezervasyon yaptırıp sonradan iptal ettirebiliyorsunuz uçuştan önce. Zaten ülkeye girerken de kimse sormuyor, sadece hava yolu firması zorunlu tutuyor dönüş biletinizin alınmış olmasını.

Yola çıkarken çok da büyük beklentilerim yoktu aslında, yaşamımı değiştireceğim, radikal kararlar alacağım, bundan sonra şunu yapacağım gibi.  Sonuçta ne ferrarimi satmıştım, ne de bilgeydim. Ama yol beni hiç ayak basmadığım “yerlere” götürdü. o yüzden öncelikle yola teşekkür ediyorum sonra da yol arkadaşlarıma..

Quindio, Kolombiya

Peki Bu Süreçte Ne İş yaptım?

Kurumsal hayatın içindeyken bile dinlenme anlayışım hiç bir zaman yatmak, tüm gün uyumak ya da ekranlara bakmak olmadı. O yüzden gezerken de aynı alışkanlıklarım devam etti. Her gün en geç 9’da kalktım, günümü planladım, blog yazılarımın taslaklarını oluşturdum, bir gezi günlüğü tuttum.

Öte yandan gönüllü projelerde/görevlerde yer almak vardı hep kafamda, bunu gerçekleştirerek konaklama masraflarımı dengeledim. Kamboçya’da iki otelde çalıştım, birinde müşteri ilişkilerinde diğerinde tur rehberi olarak; tesadüfen tanıştığım bir Amerikalı için freelance bir proje yürüttüm; ayrıca Kolombiya’da bir hostelde, Kore’de bir tapınakta vb.. Mesleğimden çok farklı işler olsa da bana çok farklı değerler kattı hepsi, özellikle müşterilerle yüz yüze, arada bir araç olmadan çalışmayı deneyimlemek benim gibi hep “sahne arkasında” çalışmış biri için bambaşka bir bakış açısıydı.

Nasıl Bu Kadar Uzun Gezdim? Peki İşin Ekonomik Tarafı?

Herkes kendi süresini ve harcayacağı bütçeyi belirleyebilir elbette. Benim amacım aşırıya kaçmadan kendimi geçindirecek ve seyahatlerime devam edebilecek standardı korumaktı. Bunu da kendi birikimlerimle ve gönüllü ya da freelance işlerde çalışarak dengeleyebildim. Tabi ki kurumsal hayatta kazandığım rakamları kazanmadım ama her sabah mutlu uyanmak ve evden sabırsızlıkla çıkmak buna değerdi.

Nerelere Gittim?

Rotamın başlangıç noktası Kore’ydi, sonra sırasıyla Japonya, Tayvan, Malezya, Tayland, Laos, Kamboçya ve Kolombiya’ya gittim. İlk 3 ülkede seyahat etmek oldukça pahalı olduğu için daha kısa kaldım çünkü daha önümde bir çok görülecek yer yapılacak şey olduğunu biliyordum. Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi. Sanki yıllardır kendim seyahat ediyormuş gibi bu hayatı benimsedim, göçebeliğe alıştım, uyum sağladım. Tabi ki herşey süt liman değildi, yol boyunca bir çok problemle karşılaşıyorsun, farklı kültürler, farklı kurallar, farklı insan tipleri, evden getirdiğin ön yargıların, “arşiv zihnin”..Ama yolun sonunda bir bakıyorsun problem çözme becerin gelişmiş, stresli iş hayatında ve şehirde alt üst olan sinir sistemin pamuk gibi olmuş, sadece kendinden güç almanın, kendi motivasyonundan beslenmenin keyfini keşfetmişsin. Tabii size  bu ülkelerin hepsine nasıl gittim, vize evrak işlerini nasıl hallettim, nasıl iş buldum, nerelere gittim, başıma ne felaketler ve ne harikuladelikler geldi hepsini tek tek anlatacağım sonraki yazılarımda.

Ne Hissettim?

Yol boyunca dünyanın farklı yerlerinden benim gibi seyahat etmek için ya da bambaşka sebeplerle yollara düşen her yaş grubundan insanla tanışmak, paylaşmak, yol arkadaşlığı yapmak; uzaktan da olsa yolculuğuma eşlik eden arkadaşlarım ve ailem, bazen sosyal medya üzerinden tanımadığım insanlar yolculuğuma anlam kattı, beni duygusal olarak destekledi, zenginleştirdi, güç verdi. Zaman zaman köstek olanlar da olmadı değil, canları sağ olsun.

Yolda her an başınıza öngöremeyeceğiniz iyi ya da kötü bir sürü şey geliyor. Hatta her gününüz, her geziniz başlı başına bir muamma. Özetle hiç birşey her zaman güllük gülistanlık, hayalinizdeki gibi ya da sosyal medyadaki gibi ilerlemiyor. Hatta alıştığınız yaşamdan ilk çıkışınızda sudan çıkmış balık gibi oluyorsunuz; hayatta kalma becerilerinizle baş başa kalıyorsunuz. İçinizdeki çok bilmiş, “kurumsal”, “şehirli”, “hesaplı kitaplı”, “eleştirel” ses öyle hemen susmuyor. Motivasyonunuzu hep yüksek tutmanız, devam etmeniz, olumsuzluklara, aksiliklere takılmamanız gerekiyor. Hepsinden daha önemlisi geçmişte ya da gelecekte değil, “an”da olmanız gerekiyor. Yolda kim olduğunuzun , daha önce hangi çok önemli şirkette çalıştığınızın, kendi ülkenizde hangi standartlara sahip olduğunuzun hiç bir önemi yok.

Farklı kültürlere, insanlara, yemeklere ve yaşam şartlarına açık görüşlü, anlayışlı ve sabırlı olmanız gerekiyor. Bazen ücra bir kasabaya saatlerce seyahat edip hiç ummadığınız şartlarla karşılaşabiliyorsunuz; birşeyler kayboluyor, otobüsler beklediğiniz saatlerde gelmiyor, planlarınız gerçekleşmiyor, bedeniniz ruhunuzun hızına yetişemiyor (ya da tam tersi), oda arkadaşlarınız sürprizlerle dolu olabiliyor.. Ama günün sonunda hiçbirinin bir önemi yok çünkü her anıyla yolculuğun kendisi varacağınız noktadan, kaldığınız yerden, olanaklarınızdan, kaybettiğiniz üç beş şeyden çok daha önemli. Tüm bunların kattığı en önemli şeylerden biri de plan yapmadan ve mükemmeli aramadan devam edebilmek oldu çünkü hem özel hayatımda hem iş hayatımda planlarla yaşadım. Bir sonraki adıma yolda karar vermek insanı özgürleştiriyor, hafifletiyor, köşelerini yumuşatıyor..

Koh Kong, Kamboçya

Çalışma hayatında herşey o kadar hızlı akıyor ki çevrenizde, yanıbaşınızdaki detayların farkına varamayabiliyorsunuz. Oysa vakit varken ve koşturmadan seyahat ederken artan farkındalıkla gözlemleyebildikleriniz o kadar paha biçilmez ki.. Daha önce hiç sesini duymadığınız bir kuşun şarkı söyleyişi, hiç görmediğiniz türde bir kelebeğin kanatlarındaki renkler, birbirinden farklı detaylarıyla insan yüzleri, farklı kültürlere özgü ritüeller, uzaktan gelen bir dere sesi, bazen bir dağın tepesinde bazen bir kasaba evinin minicik balkonunda güneşin doğuşu, her bir gün bambaşka renklerle batışı, hiç yemediğiniz bir yemeğin tadı; kokular; yeşilin tonları, toprağın ülkeden ülkeye büründüğü renkler, farklı insanların farklı dillerde müziklerle hüzünlenişi, dans edişi; bitmeyen bir şükür hissi, hayranlık hissi, “iyi ki” ler ve zindelik. Gezdiğim sürece sadece iki gün nezle olmak dışında hiç hastalanmadım, başım bile ağrımadı, sabahları uyanmakta hiç zorlanmadım, ne kadar erken kalkmam gerekirse gereksin. Çoğunlukla dışarıda olmak, temiz hava ve hareket insanın fabrika ayarlarını değiştiriyor.

Ulaşım şartları her yerde kolay olmadığı için yürümek en fazla yaptığım şeydi. Bir de nereye gidersem mutlaka oradaki milli parkları bulup trekking yapmayı alışkanlık edinmiştim. Yürümek bana hep iyi gelmiştir, bir tür meditasyon gibi. Bu sebeplerle de günde ortalama 10-15 km yürüyordum.

Khao Sok, Tayland

Yani?

Yaşadıklarımın hepsini blog’a sığdırmam imkansız ama özetle hayatımın en güzel 8 ayıydı. Bir gün sonsuza dek gözlerimi kapatmadan önce hatırlayacağım, iyi ki diyeceğim günlerdi. Yine kafamda bin bir türlü tilki var. Freelance projelere devam, ikinci üniversiteye yazıldım başka bir uzmanlık edinmek için, yeni bir dil öğreniyorum, sene sonunda yoga eğitmenliği sertifikası alacağım; hayat akıyor, herşey değişmeye dönüşmeye devam ediyor. Sıkı sıkıya sarılıp korumak istediğim tek şey yeniden keşfettiğim sadeliği, huzuru, mutluluğu ve çocukça merakı hiç bir zaman kaybetmemek, nerede olursam olayım, ne yaparsam yapayım.

İlham olması dileğimle,

Sevgiyle kalın.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Translate »