eyfel kulesi ve ben
FRANSA

Paris Gezi Rehberi

Şehir merkezi; geniş bulvarların ve Sein Nehri’nin böldüğü 20 bölgeden (arrondissement) oluşan; sanatın, modanın, gastronominin başkenti ve farklı kültürlerin harmanlandığı Paris’i tek bir yazıya sığdırmak hiç de kolay olmayacak çünkü yapılacak, görülecek çok fazla şey var. O yüzden şimdiden yazının kısa olmayacağını söylemem gerek.

Paris’e üçüncü gelişim olmasına rağmen hala yeni keşfettiğim ve daha önce keşfetmemiş oluşuma şaşırdığım, döndükten sonra burayı nasıl görmedim dediğim yerler oldu, olmaya da devam edecek. Ama en azından yapmaktan en çok keyif aldıklarımı size bir rehber olması için toparlamaya çalıştım.

paris pencere
Montmartre, Paris

Paris deyince akla ilk Eyfel Kulesi ve Notre Dame Katedrali geliyor ama ben sizi bu klişe önerilerin bir adım ötesine geçireceğim. Öncelikle Paris’e hangi mevsimde gittiğinize göre alacağınız keyfin çok değişeceğine inanıyorum. En azından benim için böyle oldu. İlk gidişimde Ocak’tı ve soğuktan neredeyse Eyfel Kulesi dışında pek de birşey göremedim. Oysa baharda Trocadero’nun bahçesinde piknik yapmak, ya da Sen Nehri’nin kıyısı boyunca yürüyüp kitap satan tezgahları dolaşmak veya Buttes-Chaumont parkında çimlere uzanıp göğü seyretmek ne kadar da başka. Paris’e ilk görüşte aşık olmadım ama tanıyıp keşfettikçe sevdim çünkü Paris’in büyüsü ayrıntılarda gizli.

Peki Paris en hesaplı nasıl gezilir?

Net cevap, Navigo Kart (Navigo Semaine) ile. Navigo Kart Pazartesiden Pazar’a kadar 1 hafta boyunca tüm toplu taşıma araçlarında sınırsız geçerli ve tüm bölgeleri kapsayan tarifesi için toplam fiyatı tek kişi için 22.80 Euro. Süre dolunca tekrar doldurmanız gerekiyor ve bu kartı 10 yıl boyunca Paris’e her gelişinizde kullanabileceksiniz.

Sadece bir günlük Paris ziyaretçi kartının 12 Euro olduğunu düşünürsek oldukça makul bir fiyat. Tek yapmanız gereken ise yanınızda bir adet vesikalık fotoğrafla herhangi bir metro istasyonuna gitmeniz.

Kart işini de hallettiğimize göre gelelim pek de klişe olmayan Paris’te yapılacaklar listesine;

Montmartre’ın Sokaklarında Dolaşmak:

Montmartre Paris’in en sevdiğim bölgesi diyebilirim ve mümkün olduğunca bu bölgede ya da buraya yakın yerlerde kalırım. Eğer oteliniz Paris’in başka bir bölgesindeyse bile mutlaka bir saat ayırıp Montmartre sokaklarında gezinin; hatta duvarlara, binalara, her köşeye dikkatlice bakın; çünkü burası sürprizlerle dolu.

sacre coeur paris
Sacre Coeur, Paris

Meşhur Amelie filmini izlediyseniz zaten burayı biliyorsunuz. Dar sokakları, Paris manzarasına açılan yokuşları, merdivenleri, yel değirmenleri, sokak sanatçıları ve karakteristik kafeleriyle bambaşka bir ruhu var. Bu sebeplerle de Van Gogh ve Picasso gibi önemli sanatçılara da bol bol ilham olmuş. Örneğin ben son gidişimde çok güzel grafitiler keşfettim; aşk, politika, özgürlük, hayatla ilgili..

place du tertre paris
Place du Tertre, Paris
montmartre grafiti
Romantic Ten Ten Grafiti, Montmartre;)

Montmartre eskiden bir köymüş ve Paris’ten bağımsız bir bölgeymiş; en azından üç aylığına.. 1871’de Montmartre’nin sakinleri isyan edip kendi sistemlerini kurmuşlar ve buraya da “La Commune” adını vermişler. Montmartre’lılar aklına geleni söyleyen özgür ruhlu insanlarmış; eğer gerçek bir Montmartre’lıyla tanışırsanız bu hikayeyle ilgili benden daha fazla şey öğrenebilirsiniz.

montmartre merdiven
Montmartre, Paris

Her gün 11 ve 14:30’da Blanche metro istasyonunun önünden ücretsiz Montmartre turu yapılıyor; buradan bilgi alıp yer ayırtabilirsiniz. Eğer kendiniz gezmek isterseniz de mutlaka Montmartre sanatçılarının bir araya geldiği Tertre Meydanı‘na (Place du Tertre); 300 dilde “Seni Seviyorum” yazan Le Mur des Je t’aime‘ye ( Seni Seviyorum’lar duvarı:), Montmartre’ın tepesinden Paris’e bakabileceğiniz Sacre Coeur Katedrali‘ne ve nerede bu resimlerdeki meşhur Paris kedileri diye merak ederseniz Montmartre Mezarlığı‘na mutlaka uğrayın.

Benim en sevdiğim yürüyüş rotası ise Le Consulat restoranının önünden başlayıp Martyrs caddesine kadar uzanan yol; gerisi de size sürpriz olsun.

le progres cafe montmartre
Le Progres Cafe, Montmartre

Seine Nehri’nin Kıyısında Yürümek:

Özellikle baharda ve yazın Paris’te yapmayı en çok sevdiğim yerlerden biri, Kasım ayında elinizde sıcak bir içecekle pek keyifli. Yürürken eski kitaplar, posterler, kartpostallar gibi eski eşyalar satan bir sürü tezgah görüyorsunuz.

seine nehri sanatçılar
Seine River, Paris

Paris’in En Güzel Caddesi:

Paris’in Rue Cler, Champs-Elysees, Rue des Martyrs, Rue Saint Domique gibi sayamayacağım ve mimari güzellikleriyle ünlü bir çok caddesi var ama benim favorim rengarenk Cremieux Caddesi. Mutlaka uğrayın!

cremieux caddesi
Rue Cremieux, Paris

Gizli Pasajlarda Kaybolmak:

Gizli diyorum çünkü Paris’li arkadaşım bahsetmese haberim olmayacak ve farkedilmesi çok da kolay olmayan yerlerde bu pasajlar. Söylentilere göre Paris’te bu pasajlardan 20 tane varmış. Gezdiğim ve önerebileceklerim;

Galerie Vivienne: Evet hepsini gezmedim ama araştırmalarıma ve gördüğüme göre aralarında en güzeli. Gezi notlarıma “Yerdeki mozaikler!!” yazmışım; Giandomenica Facchina tarafından yapılmış bu mozaikler pasajın büyülü atmosferine en çok katkıda bulunan detaylardan biri. Şimdi bir de başınızı yukarıya kaldırın ve cam kubbenin güzelliğini izleyin. Ben gittiğimde Noel süslemeleriyle donatılmıştı ve her yer ışıl ışıldı. Bunun dışında ünlü moda markaları, kitapçılar gibi çeşit çeşit dükkanlarla dolu içerisi.

galerie vivienne paris
Galerie Vivienne, Paris

Passage des Panaromas: Burası Paris’in en eski pasajlarından; 1799’da açılmış. Oldukça nostaljik bir atmosferi var, sanki geçmişten kopup gelmiş gibi. Özellikle eğer kartpostal ve pullar ilginizi çekiyorsa mutlaka uğrayın.

baget kartpostal paris

Passage Jouffroy: Bu pasaj hemen Passage des Panaromas’ın devamında. Benim favorilerimden biri olmasının nedeni de kitapçılarla dolu olması. İçerisinde bir de balmumu heykel müzesi Grevin var. Bir de Pain d’Epices isminde nostaljik ve ahşap oyuncaklar satan bir dükkan var, şöyle bir göz atın derim.

Passage Jouffroy paris
Jouffroy Pasajı, Paris
jouffroy pasajı paris
Jouffroy pasajı, Paris

Passage Choisseul: Paris’in en uzun pasajı olan Choisseul’un tavanı tamamen cam ve içeriye sızan ışığın etkisiyle aydınlık, iç açıcı bir pasaj. Dükkanların büyük çoğunluğu sanat galerisi, bunun dışında içerisi kitapçılar, takı dükkanları ve restoranlarla dolu.

Müzeleri Keşfetmek:

Tabi bu konuda doğal olarak ilk akla gelen dünyanın en fazla ziyaret edilen ve en büyük sanat müzesi Louvre; eğer yeterli vaktiniz varsa tartışmasız ilk gitmeniz gereken müze de burası. Fakat Louvre oldukça büyük ve sadece burayı hakkını vererek gezmek için üç gün harcanabilir ( Hatta tüm eserleri görebilmek için-her esere 30sn baktığınızı varsayarak-100 gün gerekiyormuş) . Eğer başka alternatifler arıyorsanız size şiddetle önereceğim bir kaç müze var;

Musee D’Orsay (12 Euro): Orsay 2018’de Tripadvisor’da gezginler tarafından dünyanın en iyi müzesi seçildi. Göz alıcı beaux art mimarisi ve muhteşem koleksiyonuyla bunu fazlasıyla hakediyor. Gitmişken müzenin ikonik duvar saatiyle de resim çektirmeyi unutmayın.

Musee d L’Orangerie (9 Euro): Yeri Tuileries bahçelerinde ve “Nilüferler” dahil 8 muhteşem Monet tablosuna ev sahipliği yapıyor.

Petit Palais (Ücretsiz): Adı “Küçük Saray” olsa da büyük bir binada büyük bir koleksiyona sahip. Ortaçağdan modern günümüze uzanan eserlerin yanı sıra yapının kendisi bile renkli duvarları, cam tavanı ve mozaikleriyle kesinlikle görmeye değer.

petite palace paris
Petite Palace, Paris

En İyi Eyfel Fotoğraflarını Yakalamak:

Ne kadar klişe de olsa bunu yapmak isteyeceğinizi tahmin ediyorum. Sözü fazla uzatmayacağım;

Paris’te en güzel Eyfel arka planlı fotoğraf çektirebileceğiniz ilk ve en popüler yer Trocadero; ama mümkünse günün ilk ışıklarıyla gidin yoksa fotoğraflarınızda bol bol etraftaki yüzlerce turistin kol ve bacakları olacak, benden söylemesi. Eğer burası fazla kalabalıksa hemen Trocadero’nun arka tarafındaki Camoens Bulvarı‘na geçin; bu sessiz sokaktan da Paris mimarisiyle birlikte muhteşem Eiffel fotoğrafları çekebilirsiniz.

eyfel kulesi paris
Quai branley’den Eyfel Kulesi, Paris

Bir de Sein Nehri’nin üzerindeki birbirinden güzel köprüler var tabi; bunların arasında en güzel fotoğraf çektirebilecekleriniz Pont Alexandre III ve Bir Hakeim Köprüsü (daha yakın çekim).

pont alexandre eyfel
Pont Alexandre III

Bonus olarak ise Quai Branley müzesinin nehre bakan tarafındaki caddeyi ekliyorum. Özellikle gün batımında güneşin yansımasıyla muhteşem Eyfel manzaraları çıkıyor ortaya.

eyfel manzarası
Eyfel’den Manzara, Paris

Buttes Chaumont Parkı:

Burası bana göre şehrin en güzel parklarından biri ve benim favorim çünkü Luxembourg Parkı ya da Vosges gibi kalabalık değil. Sıcak bir günde muhteşem göl manzaraları, yemyeşil çimler; uyumak ya da piknik yapmak için huzurlu alanlar sunuyor. Tarihe göre burası da diğer bir çok yer gibi Napoleon’un şehri dönüştürüp günümüzdeki yüzüne büründürdüğü zamanlarda inşaa edilmiş.

buttes chaumont parkı paris
Buttes Chaumont Parkı, Paris

İçerisinde bir de Rosa Bonheur adında sevimli ve fiyatları oldukça makul bir cafe bulunuyor. Cafe kendini modern bir “guinguitte” olarak konumlamış. Guinguitte 19. yüzyılda Paris’in banliyölerindeki cafelere denirmiş ve çalışan Parisliler hafta sonları ya da iş çıkışları şehrin cep yakan alkol vergisinden kaçmak ve eğlenmek için bu cafelere akın edermiş; ve ucuz bir şarap olan “guinguet” içerlermiş.

Pere Lachaise Mezarlığı ( Ya da Müzesi?):

Aktivite olarak mezarlık gezmek size tuhaf gelebilir; Ukrayna’daki Lychakiv Mezarlığı ve Kopenhag’daki Assistens Mezarlığını görene kadar ben de böyle düşünürdüm muhtemelen. Ama burası sıradan bir mezarlık değil, Paris’in ilk ve en büyük mezarlığı olan Pere Lachaise adeta bir açık hava müzesi ve oldukça fazla ziyaretçi alıyor.

pere lachaise anıt mezar
Pere Lachaise Mezarlığı, Paris

Bunun başlıca sebebi de burada Edith Piaf, Oscar Wilde, Moliere, La Fontaine, Chopin gibi hepsini sayamadığım bir çok dünyaca ünlü ismin yatıyor olması. Oldukça büyük bir alana kurulmuş bu mezarda toplamda ise 800.000 kişi yatıyor ve bazı mezarlar devasa büyüklükte.

pere lachaise mezarlığı
Pere Lachaise Mezarlığı, Paris

Köprüler:

Bence Paris’in açık ara en güzel ve gösterişli köprüsü Pont Alexandre III. Art-nouveau stili lambaları, süslü kemerleri ve şatafatlı heykelleriyle hem gündüz hem de gece şahane manzaralar sunuyor.

pont alexandre III
Pont Alexandre III, Paris

İkinci sırayı sadece yayalara geçiş veren demir köprü Pont des Arts alıyor. Bahar ve yaz aylarında Eyfel ve Louvre manzarasıyla minik bir piknik yapmak oldukça popüler bu köprüde. Zaten rivayete göre Napoleon Bonaparte mühendisleden Sen Nehri’nin üzerinde çiçekler ve banklarla donatılmış bir bahçe inşaa etmelerini istemiş ve ortaya bu köprü çıkmış.

paris view from pont notre dame
Paris

İkinci sırayı sadece yayalara geçiş veren demir köprü Pont des Arts alıyor. Bahar ve yaz aylarında Eyfel ve Louvre manzarasıyla minik bir piknik yapmak oldukça popüler bu köprüde. Zaten rivayete göre Napoleon Bonaparte mühendisleden Sen Nehri’nin üzerinde çiçekler ve banklarla donatılmış bir bahçe inşaa etmelerini istemiş ve ortaya bu köprü çıkmış.

Köprü demişken Canal St- Martin bölgesinin kavisli şirin köprülerine deyinmemek olmaz. Genelde bu bölge turistler tarafından es geçiliyor ama özellikle yaz akşamları kanala bakan banları, pazarları ve yürüyüş yapan insanlarla cıvıl cıvıl.

canal saint martin paris
Canal St. Martin, Paris

Yeme-İçme:

Şimdiden belirteyim size burada Paris’in en iyilerini değil fiyat-performans olarak başarılı bulduklarımı aktaracağım çünkü en iyilerin oldukça pahalı olabileceğini tahmin edersiniz. Ama buna ihtiyacınız yok çünkü biraz sonra bahsedeceklerim çok büyük bütçeler ayırmadan sizi yeterince tatmin edecek;

Kahve/ Kitap Cafe:

Kafe kültürü Paris genelinde oldukça yaygın ve hemen her bölgede irili ufaklı karakteristik cafe’ler keşfedebileceğiniz garanti. Benim en sevdiklerim;

Merci Used Books Cafe: Burası aynı zamanda tasarım ürünler satan kocaman bir konsept mağazası ve adından da anlaşılacağı üzere bir kitap cafe. İçeri girişinizden itibaren sağda sizi duvardan duvara büyük bir ahşap kitaplık karşılıyor ve diğer tarafta da yere kadar inen camlardan bir kaç ağaca ev sahipliği yapan küçük bir avluyu seyrediyorsunuz. Tek kelimeyle bayıldım!

merci used books cafe
Merci Used Books Cafe, Paris
merci used books bookcase
Merci Used Books Cafe, Paris
Shakespeare & Company Kitapevi’nin önünde ben:)

Kitap cafelerden bahsetmişken Notre dame katedralinin yakınındaki 19922’de açılmış olan Shakespeare & Company kitapçısına da uğramayı unutmayın. Ben Küçük Prens’in eski basımını sormak için girmiştim, oldukça pahalıydı.

Le Peloton Cafe: Burası Paris’in en gösterişli mahallelerinden Marais’te ve kahveleri oldukça lezzetli.

La Cafeotheque: Bu cafe’nin sahibi eski Guatemala elçisiymiş; anlaşılan şimdi de kahve elçiliği yapıyor çünkü bu cafede yaklaşık 23 ülkeden kahve sunuluyor. Dışarıdan çok küçük ve salaş bir yer gibi ama içeriye girince labirent gibi bir kaç salona açılıyor ve evdeymişsiniz hissi veriyor.

Cafe Marlette: Bu cafe aynı zamanda fransız usulü kahvaltı yapabileceğiniz bir yer ve tipik seçeneklerden sandwich, kase ve salatalara uzanan geniş bir menüsü var. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. Garsonu bize ücretsiz chai-latte ikram ettiği için ayrıca kalbimi kazandı:)

Tatlı/Hamur İşi:

Malesef hamur işinden uzak durarak bir Paris ziyareti tamamlamak çok zor çünkü bu konuda oldukça başarılılar. Kremalı milföy, profiterol, rum baba, çikolatalı mus, krem karamel, krem brüle, sufle gibi aslında hemen hepsine kendi ülkemizde rastlayabileceğimiz bilindik tatlıların kökeni Fransa. Benim favorilerim kruvasan ( Duh!), ekler ve macaron.

baget paris
Bagetle aşk:)

Paris’te hangi fırından kruvasan alırsanız alın lezzetlidir o yüzden kendiniz de keşfedebilirsiniz ama öneri isterseniz kruvasan için en iyilerden biri 10. bölgedeki Du Pain et des Idees. Bir de Saint -Germain yakınlarındaki Des Gateaux et du Pain ve Montmartre’deki Bolulangerie Alexine‘i öneriyorum. Montmartre’da Alexine fırını dahil çok güzel kafelerin olduğu bir kaç tane caddeyi yolda tanıştığımız tatlı mı tatlı Veis amca sayesinde öğrendik, o da yirmi yıldır bir Montmartre’lıymış:)

Biraz önce söylediklerim ekler için de geçerli ama biraz daha fazla çeşit ve yaratıcılık arıyorsanız adres L’Eclair de Genie; adeta sanat yapıyorlar. Bir de Les Halles yakınlarındaki cıvıl cıvıl Montorgueil caddesinde Stohrer isminde bir pastahane var ve inanılmaz lezzetli çikolatalı ekler yapıyor.

Bana kalırsa Monoprix marketlerinde 5 Euro’ya satılan 6’lı macaronlar da oldukça lezzetli çünkü dediğim gibi Fransa genelinde yerel lezzetler her yerde oldukça tutarlı ve belli bir standartta. Fakat öte yandan Maison Georges Larnicol taptaze ve lavanta, bergamut, limon, karamel gibi bir çok farklı çeşitte şiir gibi macaronlar yapıyor. Bir de Fransa genelinde bir pastahane zinciri olan Paul‘de çok lezzetli normalinden daha büyükçe kakaolu ve hindistan cevizi kremalı macaronlar var, uğrarsanız mutlaka deneyin.

maison georges larnicol paris
Maison Georges Larnicol, Paris

Son olarak kurabiye seviyorsanız La Cure Gourmande‘ye mutlaka uğrayın; yemeseniz bile seyirlik bir yer.

Fransız Mutfağı

Dünya genelini düşünürsek Fransız mutfağı kesinlikle favorim değil ama denediğim ve çok beğendiğim yemekleri tabiki var. Yerel lezzetleri denemek için de önerebileceğim tek isim tartışmasız Boillon Chartier . Hatta bu restoranı o kadar seviyorum ki önerilerle tamamen turistik bir mekana dönüşmesinden korkuyorum:) Hem çok nostaljik ve güzel bir art-nouveau dekoru var hem de fiyatları yemeklere göre çok uygun. Yer bulmak istiyorsanız buraya mutlaka 19:00’dan önce gidin çünkü Parisliler için de oldukça popüler.

boillon chartier paris
Boillon Chartier, Paris
boillon chartier interior paris
Boillon Chartier, Paris

Boillon Chartier 1860’da yakınlarındaki Les Halles pazarının çalışanlarına uygun fiyatlı yemekler sunmak için bir “esnaf lokantası” konseptiyle açılmış. Masada yanımızda oturan bir parislinin anlattığına göre bu restorana garson olarak girmek oldukça zormuş çünkü garsonlar özenle seçiliyormuş ve maaşlarının yanı sıra ilgilendikleri masaların tüm gelirini kendileri alıyorlarmış; restorana da bunu üzerinden bir komisyon ödüyorlarmış. İlginç, değil mi?

boillon chartier akşam yemeği
Escargot ve Foie Gras, Boillon Chartier, Paris

Ben bir kereyle yetinemeyip bir kaç kere gittim ve Escargot, Foie Gras, Andouilette, Confit Canard, Boeuf Bourgignon gibi tipik fransız yemeklerini denedim. Kimisi damak tadınıza uymayabilir ama menüsü oldukça geniş ve hem sebzeli hem de farklı et türlerinde yemekler bulmak mümkün. Bir de kendi usüllerinde kocaman dondurmalı ve çok lezzetli profitroller yapıyorlar.

Dünya Mutfağı

Aslında size meşhur falafelci L’as du Fallefel‘i önermek isterdim ama her gidişimde kapalıydı..Onun yerine de hemen karşısındaki Mi Va Mi‘de falafel yedim ve oldukça başarılıydı.

Bir de Pigalle metrosunun yakınında El Nopal isminde küçücük bir Meksika lokantası var ve oldukça lezzetli burritolar yapıyorlar. Dünya mutfağı demişlen daha önce bahsettiğim Choiseul pasajındaki vietnam lokantası L’Othentique Vietnam da başarılıydı.

Bunlara ek olarak Saint Anne caddesindeki Aki Cafe‘de Japonya’ya tekrar gitmiş kadar oldum; özellikle kaseleri çok doyurucu. Eğer bir şeyler içmek isterseniz de benim favorilerimden Yuzu çayını öneririm (Yuzu uzak doğu’da yetişen bir tür turunçgil meyve).

Manzaralı Mekanlar

Eğer Eyfel manzarası eşliğinde bir şeyler içmek ya da atıştırmak isterseniz Quai Branley müzesinin terasındaki Les Ombres‘e gidin, mümkünse de gün batımına yakın saatlerde.

Pub’lar

Saint-Germain bölgesindeki birbirine paralel Canette, Princesse ve Mabillon caddelerinde oldukça fazla pub, bar ve gece kulübü var. Bunlardan favorim Canette 11’deki Chez Georges. İki katlı ve alt katı bir şarap mahzeni gibi. Müzik, şarap ve atıştırmalık menüsü oldukça iyi. Ben atmosferini ve enerjisini çok sevdim özellikle.

chez georges paris
Chez Georges, Paris

Alışveriş:

Paris’in hem yerel hem de global markaların mağazalarını bulabileceğiniz en bilinen alışveriş sokakları ve merkezleri;

Rue du Commerce: Parislilerin uygun fiyatlı alışveriş için gittikleri bir cadde.

Rue Cler: Burası Parislilerin günlük alışverişleri için gittiği ve cafeler, fırınlar, çiçekçiler, peynirciler, hobi mağazaları ve daha fazlasıyla dolu bir cadde.

Le Bon Marche: Giyim, ev ürünleri, kozmetik gibi mağazaların bulunduğu alışveriş merkezi. Dilimize “bonmarşe” ( büyük mağaza) olarak girmiş olduğunu öğrenince epey şaşırdım.

Rue Saint Dominique: Bu caddenin muhteşem bir Eyfel Kulesi manzarası var ve alışveriş için Paris’in en iyilerinden. Butikler, şarküteriler, cafeler ve restoranlarla dolu.

Rue du Bac: Özellikle ev dekorasyonu ve hediyelik eşya dükkanları ağırlıklı bu caddede.

Place des Vosges: Özellikle vintage butikler için uğranabilecek bir cadde.

La MadeleineRue Tronchet-Boulevard Haussman: Bu sokakları sırasıyla izlediğinizde bir çok mağaza göeceksiniz, Boulevard Haussman’a vardığınızda ise sizi Printemps ve Galerie La Fayette gibi alışveriş merkezleri (bonmarşeler:P) karşılayacak.

Vintage/İkinci el için; Bobby Vintage, Mamie Blue ve Tilt Vintage favorim, eğer içiniz bayılmadan iyice araştıracak kadar kalabilirseniz YSL, Channel gibi ünlü markaların çok iyi durumda ayakkabı ve kıyafetlerini makul fiyatlara bulabilirsiniz.

bobby vintage
Bobby Vintage, Paris

Benim en beğendiğim Fransızmarkaları ise giyim için Sezane ve ayakkabı için Jonak; instagramdan ürünlerine bakabilirsiniz.

Not: Bu yazımı Paris’e taşınacak olan canım Aslı’ma ithaf ediyorum, uğurlu gelsin:*

Sevgiyle kalın.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Translate »